Bazı insanlar doğdukları şehri değil, gönüllerini verdikleri şehri memleket seçer. James Alexander Chalmers... Ankaragücü tribünlerinin sevgiyle seslendiği adıyla Jim, işte böyle bir isimdi.
İskoçya'dan Ankara'ya uzanan yolculuğunda bu şehir onun için yalnızca yaşadığı yer olmadı. Ankara'nın ayazını, insanını, sokaklarını ve en önemlisi Ankaragücü'nü hayatının ayrılmaz bir parçası yaptı.
Pazar günü, büyük Ankaragüçlü Jim'in aramızdan ayrılışının ikinci yıl dönümü...
Jim'in Ankaragücü hikâyesi ise ilginç bir tesadüfle başladı. Kızının kreşte, dönemin Ankaragücü kalecisi Zalad'ın kızıyla aynı sınıfta okuması, onu sarı-lacivert renklere götüren ilk adım oldu. Kısa sürede Ankaragücü onun için sadece bir futbol takımı değil, büyük bir aileye dönüştü.
Eşi Ayşen Hanım'ın söylediği şu söz aslında her şeyi özetliyor:
"Jim, Ankaragücü ile benden sonra tanıştı ama bir süre sonra ben ikinci plana düştüm."
Maç günleri onun için bayramdı. Tribüne gitmek, arkadaşlarıyla omuz omuza tezahürat yapmak, deplasman yollarına düşmek hayatının en büyük mutluluklarından biriydi.
Galibiyetlerde çocuklar gibi sevinir, mağlubiyetlerde ise uzun süre sessizliğe bürünürdü. Her maçı defterine not eder, odasını atkılar, formalar ve Ankaragücü hatıralarıyla doldururdu.
Jim sadece Ankaragücü'nü değil, Ankara'yı da çok seviyordu. Hatta Ankara'da yaşayıp İstanbul takımlarını tutanlara hep şaşırırdı. Çünkü ona göre yaşadığın şehrin takımına sahip çıkmak bir vefa meselesiydi.
Belki de bu yüzden tribünler onu hiç yabancı görmedi. Çünkü onun kanı İskoç olsa da kalbi Türk'tü... Ve o kalp ömrünün sonuna kadar Ankaragücü için attı.
Bugün Jim aramızda olmayabilir. Ama Ankaragücü tribünlerinde söylenen her marşta, açılan her atkıda ve yükselen her tezahüratta onun sevgisi yaşamaya devam ediyor.
Çünkü Ankaragücü'nün en güzel geleneklerinden biri şudur:
"Herkes unutur... Biz unutmayız."
Rahat uyu Jim...
Gururluyuz... Güçlüyüz... Ankaragüçlüyüz...