Türkiye’de spor kültürü uzun yıllardır büyük bir tutkuyla beslenir. Tribünden sokaklara, ev sohbetlerinden medyaya kadar her alanda sporun büyük bir duygusal karşılığı vardır. Ancak yıllar geçtikçe sporun ruhu, özellikle de centilmenlik değerleri giderek zayıflamaya başladı. Bunun nedenleri hem toplumsal dönüşümlerle hem de sporun ekonomik boyutuyla yakından ilişkilidir. Eskiden spor, çoğunlukla “mahalle kültürü” içinde şekillenirdi.
Rekabet olsa bile, kuralı bozmak ayıp sayılırdı. Ustaya saygı, rakibe saygı, oyunun ruhunu koruma gibi değerler çocuk yaşta öğrenilirdi. Spor, para ya da popülerlik değil, arkadaşlık ve oyun üzerine kurulu bir deneyimdi. Tribünlerde gerginlik olsa bile, medya bu gerginliği büyütecek kadar yaygın ve kışkırtıcı değildi. Kısacası spor, rekabetin yanında bir ahlaki büyüme alanıydı.

Bugün spor artık sadece bir oyundan ibaret değil; Basın ve sosyal medya baskısı diye bir gerçek var. Hata yapan sporcu anında linç ediliyor. Hakem kararı dakikalar içinde milyonlarca kişiye ulaşıp tartışılıyor. Taraftarlar birbirlerini provoke edecek içeriklere kolayca erişiyor. Bu nedenle sporcular, teknik ekip ve hakemler daha agresif ve savunmacı davranıyor. Taraftar psikolojisinin değişimine baktığımızda ise; Eskiden taraftarlık daha çok “mahallenin takımı” duygusuyken bugün: Kulüpler kimlik haline geldi: “Ben kimim? Hangi takımlıyım?” Öfke daha kolektif yaşanıyor, çünkü sosyal medya taraftarı sürekli tetikte tutuyor. Tribünlerde sabır ve anlayış yerini kolay parlayan öfkeye bırakıyor. Otoriteye güven kaybında; Hakem hataları,
Federasyon kararlarının tutarsızlığı, manipülasyon iddiaları, gibi etkenler “adil  oyun” duygusunu zedeliyor. Adalet duygusu sarsıldığında centilmenlik de zayıflıyor. Neden bugün centilmenlik Daha Zor çünkü spor artık bir “oyun” değil; bir “sonuç savaşı”.
Sonuç odaklı düşünüldüğünde kaybetmek kabul edilemez hale geliyor. Kaybetmemek için verilen mücadele ise centilmenliğin alanını daraltıyor. Türkiye’de sporda centilmenlik kültürünün zayıflaması, tek bir nedene bağlı olmayan, çok boyutlu bir toplumsal dönüşümün sonucudur. Sporun endüstrileşmesi, medyanın manipülatif etkisi, taraftar psikolojisindeki değişim ve otoriteye duyulan güven kaybı, centilmenlik değerlerinin korunmasını zorlaştırmaktadır. Bununla birlikte bu değerlerin yeniden güçlendirilmesi mümkündür. Alt yaş gruplarında etik-spor eğitimlerinin artırılması, şeffaflığın benimsenmesi, medya dilinin sorumluluk bilinciyle yeniden şekillendirilmesi, taraftara karşı hoşgörü ve saygı dilinin geliştirilmesi Türkiye’de centilmenlik kültürünün yeniden güç kazanmasına katkı sağlayacaktır. Sporun gerçek gücü, yalnızca kazanmakta değil; kazanırken de insani değerleri koruyabilmekte yatmaktadır. Bu nedenle centilmenlik, modern sporun unutulmaması gereken en temel miraslarından biri olarak ele alınmalıdır.