Tartışmasız ligin en iyi kadrosuna sahip Galatasaray karşısında Volkan hoca ve öğrencilerinin nasıl bir oyun sergileyeceği gerçekten merak konusuydu. Takım son haftalarda hocayla birlikte farklı bir hava yakalamış, yönetimde yaşanan kaosların ve seçimin yarattığı stresin uzağında kalmak için Antalya kampına giderek adeta nefes almıştı. Kampın faydası hem antrenman görüntülerine hem de oyuncuların enerjisine yansıyordu. Nitekim bu etki Galatasaray maçında da kendini gösterdi.

Gençlerbirliği, özellikle ilk yarıda deplasmanda nasıl oyun oynanması gerektiğine dair adeta ders niteliğinde bir performans sergiledi. Kendine güvenen, topu doğru kullanan, alanı iyi parselleyen bir takım vardı sahada. Üstelik soyunma odasına 1-0 önde giren taraf bizdik. Hatta biraz daha dikkatli olsak 2-0 hatta 3-0 bile yapabilirdik; ama futbolun doğası bu, değerlendiremediğimiz fırsatlar maçın hikâyesini değiştirdi.

İkinci yarıya ise anlamsız bir telaşla başladık. Topu rakibe fazla kolay verdik, oyunun kontrolünü kaybettik. Üstüne bir de 10 kişi kalınca Galatasaray gibi bir takıma karşı direnmek elbette kolay olmadı ve yenilgi kaçınılmaz hale geldi. Ama bazen yenilgiler, galibiyetlerden bile daha öğretici olur. Bu maç tam da öyle bir karşılaşmaydı.

Defanstaki zaaflarımızı, hücumdaki eksik yönlerimizi, takımın daraldığında nasıl reaksiyon verdiğini çok net görme fırsatı bulduk. Buna rağmen 10 kişiyle 20 dakika boyunca Galatasaray’ı kendi sahasına hapseden, üzerine bir de gol atan bir Gençlerbirliği izlemek hepimiz için umut vericiydi. Bu takım doğru yolda, bu takım gelişiyor, bu takım mücadeleden asla vazgeçmiyor.

Bu maçın bir diğer önemli notu ise Metehan oldu. Artık bu takımın 11’inde yer alması gerektiğini yüksek sesle söylemenin zamanı geldi. Hoca mutlaka bunu değerlendirmeli.

Son sözüm Volkan hocaya ve oyunculara…
Üzülmeyin hocam, üzülmeyin çocuklar.
Bu yol doğru yol.
Bu mücadele doğru mücadele.
Güzel günler çok yakın, bu takım daha çok maç kazanacak.

Başımız dik, yolumuz aydınlık…