Pazar günü…Hava bahar, şehir umut dolu ve günlerden yine Ankaragücü idi.
Eryaman’a giden herkes aynı şeyi hissediyordu: Bu sadece bir futbol maçı değildi. Uzun zamandır özlenen bir buluşmaydı. Taraftar sevgilisiyle yeniden kavuşmuş gibiydi. Maç öncesi stat çevresindeki atmosfer, tribünlerdeki coşku ve oluşan etkileşim Eryaman Stadyumu’nu kapalı gişe yaptı.
Şunu açıkça söylemek gerekiyor; Türkiye’de dört büyükler dışında kaç kulüp böyle bir ambiyans yaratabilir? Çok az. İşte büyük camia dediğimiz gerçek tam olarak budur. Süper Lig’de bile birçok takımın yakalayamadığı bir futbol kültürünü Ankara o gün yeniden gösterdi.

Maça baktığımızda, Recep Karatepe’nin sahaya sürdüğü diziliş kağıt üzerinde doğruydu. Dörtlü savunma, önünde çift ön libero, onların önünde üçlü orta saha ve tek forvet… Plan belliydi: Önde baskı, tempolu başlangıç ve erken gol.
Ankaragücü özellikle ilk yarım saatte rakip kaleye gitmekte zorlanmadı. Pozisyon vardı, baskı vardı, oyun üstünlüğü vardı. İnegölspor diğer takımlara göre daha açık oynayan bir ekipti ve arkaya sarkma girişimleriyle zaman zaman tehlike üretmeye çalıştı. Ancak futbolun değişmeyen kuralı yine sahnedeydi:
Gol atamazsan kazanamazsın.
İlk yarı boyunca “attık, atacağız” hissi tribünlerden hiç kaybolmadı ama skor tabelası değişmedi. İnegölspor’un 9 numarası Yasin Ozan oyundan çıktığında birçok kişi gibi ben de “Artık bu maç bizim” dedim. Çünkü rakibin hücum gücü ciddi anlamda düşmüştü. İkinci yarı da aynı rahatlıkla başladı. 60. dakikaya kadar kaçan pozisyonlar artık “bu kadar da olmaz” dedirtecek seviyeye ulaştı. Ve futbolun acı yüzü devreye girdi…Atamayana Atarlar.
Bir anda gelen goller…Tribünlerde donan yüzler…Sahada kaybolan özgüven…O dakikadan sonra maç psikolojik olarak bitti.
Geçen hafta Kepez deplasmanında birebir konuştuğumuz ve “İnegöl maçını tek başıma kazanacağım” diyen Atakan Güner, ne yazık ki bu kez maçın kırılma noktası oldu. Futbol böyle bir oyun; bir gün kahraman olursun, bir gün eleştirilerin merkezine oturursun.
Mervan Yusuf Yiğit için ayrı bir parantez açmak lazım. Kaçırdığı pozisyonlar oldu ama mücadeleden kaçmadı, savaşmaya devam etti. Bu maç özelinde eleştirmek haksızlık olur. Ancak sezon genelinde zaman zaman fazla bireysel oynadığı gerçeği de göz ardı edilmemeli.
Kalecimiz Görkem Cihan’a da küçük ama önemli bir eleştiri yapmak gerekiyor. Modern futbolda kaleci sadece çizgi bekleyen oyuncu değildir. Kornerlerde, arkaya atılan toplarda daha cesur, daha atletik ve oyunun içinde olması gerekir. Çizgiye bağlı kalmak bazen takımı savunmasız bırakabiliyor. Kaleci biraz karakter, biraz refleks, biraz da liderliktir.
Özetle söylemek gerekirse;
Play-off umudu biraz da kendi ayağımızdan kaydı.
Matematiksel olarak bitmedi belki ama artık kaderimizi başka sonuçlara bağlamış durumdayız. Üzüldük mü? Evet. Kahrolduk mu? Kesinlikle. Ama sezonun tamamına baktığımızda kaybedilmiş bir hikâye yok.
Ben daha önce de yazmıştım: Bu kadro bir yıl daha birlikte kalırsa, transfer yasağı süreci doğru yönetilirse, gelecek sezon çok daha güçlü bir Ankaragücü izleriz. Oyuncular tecrübe kazandı, eksikler görüldü, takım kimliği oluştu.
Ve en önemlisi…
Bu şehir yeniden futbol heyecanını yaşadı.Birlik Mesajı En Büyük Kazanç Maç sonrası Skor Time yayınına telefonla bağlanan Başkan İlhami Alparslan’ın verdiği birlik mesajı belki de gecenin en değerli anıydı.
Çünkü gerçek şu:
Bu takım bizim.
Bu şehir bizim.
Bu arma hepimizin.
Futbol bazen kazandırır, bazen öğretir. Bu sezon Ankaragücü bize yeniden inanmayı öğretti.
Ve unutmayalım…
Ankaragücü’nde hikâye hiçbir zaman kolay bitmez.
Durmak yok.
Yola devam.