Lig artık kısaldı. Sezonun en kritik dönemine, yani son viraja girilmiş durumda. Bu haftalarda alınan her puan altın değerinde. Geçtiğimiz hafta deplasmanda oynanan ve son dakikalarda kaçan galibiyetle berabere sonuçlanan Şanlıurfaspor karşılaşması hâlâ hafızalarda tazeliğini koruyor. 90+’larda kaçan üç puan, sarı-lacivertli camiada doğal olarak büyük bir “ah” çektirdi.
Futbolun doğasında bu var. Ama büyük takımlar bu anlardan ders çıkarır. Bu hafta Ankaragücü sahaya çıktığında tam da bunu gördük. Karşılaşma, mevsime göre oldukça elverişli bir havada oynandı. Kağıt üzerinde favori Ankaragücü’ydü. Ancak futbol tarihine baktığınızda, bu tip maçların her zaman tehlikeli olduğunu görürsünüz. Bu sezon da bunun birçok örneğini yaşadık. Ancak bu kez farklı bir tablo vardı.
Teknik direktör Recep Karatepe ve oyuncular, geçmişte yaşananlardan gerekli dersleri çıkarmış gibiydi. Sahada görevini bilen, sorumluluk alan ve disiplinli bir takım vardı. Aslında büyük takımların en önemli özelliği budur: aile ortamı. Bugün Ankaragücü’nde tam olarak böyle bir atmosfer var. Oyuncuların birbirine olan bağlılığı, teknik heyetin güven veren duruşu ve kulüp içindeki birliktelik sahaya da yansıyor.

Tek eksik ne mi?
Tribünler. Bazen insan kendi kendine soruyor: Böylesine kritik bir süreçte tribünler neden dolmuyor? Oysa bu dönem, takımın en çok desteğe ihtiyaç duyduğu zaman. Neyse ki Ankaragücü’nün kemik taraftarı her zaman olduğu gibi yine yerini alıyor. Çünkü bu camianın taraftarı sadece iyi günde değil, her gün taraftardır.
Maça dönersek…
Karşılaşma dengeli başladı. Basın tribününde meslektaşlarla sohbet ederken yaklaşık 20. dakikalar civarında şu yorumu yaptık:
“Bu maçı orta sahalar belirleyecek.” Gerçekten de öyle oldu. Sahada mücadele gücü yüksek, oyunun merkezinde sert ve disiplinli bir mücadele vardı. Ama bir isim vardı ki sahada adeta fark yarattı.
Mervan Yusuf Yiğit…
Sahada adeta bir savaşçı gibiydi. Mücadelesi, enerjisi ve isteğiyle takımını ayakta tutan isim oldu. Maçı kazanmak için elinden gelen her şeyi yaptı. Kötü oynayan bir oyuncu var mıydı? Açıkçası saymak zor. Elbette bireysel hatalar oldu ama genel performansa baktığımızda takımın belli bir standart yakaladığını söylemek mümkün. Artık Ankaragücü’nde bir oyun standardı oluşmuş durumda. Bu seviyenin altına düşen oyuncu neredeyse yok. Ama bazı isimler zaman zaman birkaç adım öne çıkıyor.
Bu hafta özellikle üç isim dikkat çekti:
Mervan – Fatih Arhan – Görkem
Özellikle Fatih Arhan her geçen hafta üzerine koyarak ilerliyor. Gelişimi gözle görülür seviyede. Bu yükseliş devam ederse ilerleyen dönemde çok daha farklı bir seviyeye ulaşması sürpriz olmayacaktır.
Kalede ise Görkem Cihan kritik bir anda yaptığı kurtarışla maçın kaderini değiştirdi. O müdahale gerçekten takdire şayandı. Ancak modern futbolda kaleciler için bir konu daha çok önemli: topu oyuna sokma becerisi. Görkem’in bu konuda kendisini geliştirmesi gerekiyor. Eğer bunu başarırsa önünde çok ciddi bir gelecek var.
Sonuç olarak zor da olsa bir maç daha geride kaldı. Bir gol attık, üç puanı aldık. Sezonun bu bölümünde futbol artık sadece oyun değil, aynı zamanda stres ve sabır savaşıdır. Önemli olan kazanmayı bilmektir. Bugün gelinen noktada hedef net:
Play-Off.
Ve açık konuşmak gerekirse bu hedefin en güçlü adaylarından biri Ankaragücü. Şimdi gözler bir sonraki maça çevrildi. Muğla deplasmanından gelecek bir galibiyet, Play-Off kapısını sonuna kadar aralayabilir.
Çünkü bu başarı için her şey hazır:
Şehir hazır.
Basın hazır.
Teknik ekip hazır.
Oyuncular hazır.
Ve en önemlisi…
Kulüp için gecesini gündüzüne katan İlhami Alparslan hazır.
İnanç varsa, yol mutlaka açılır.