“Zafer, bıkmadan usanmadan savaşanlarındır” der şair…
Ankaragücü’nün Beyoğlu Yeni Çarşı karşısında oynadığı maç, tam da bu sözün karşılığıydı.
Karşımızda 2. Lig’in deneyimli, fizikli ve güçlü ekiplerinden biri vardı. Daha iki hafta önce Fenerbahçe gibi bir deve kafa tutmuş, cesaretiyle alkış almış bir Beyoğlu Yeni Çarşı… Ama unuttukları bir şey vardı: Onların karşısında, kupalarla ve tarihiyle nam salmış Ankaragücü duruyordu. Bu maçın kolay olmayacağı daha baştan belliydi. Maça tutkulu başlayan Ankaragücü’nde, ne yazık ki kronik hastalık yine nüksetti. Erken yenilen gol ve yan top zaafları, tokat gibi çarptı yüzümüze. Tribünlerde “yine mi?” dedirten anlardan biriydi bu. Ancak gelen cevap, o kadar doğru zamanda geldi ki; herkes derin bir “oh” çekti. Erken reaksiyon çok kritikti. Ardından gelen ikinci golle “bu iş bitti” derken, bir anlık konsantrasyon kaybı ve gereksiz bir hata… Penaltı. Devre, başladığı gibi beraberlikle kapandı.
İkinci yarıda oyun dengeye oturdu. Sahadaki hava, iki takımın da 1 puana razı olduğu yönündeydi. Tribünde ve ekran başında düşünceler hep aynıydı: “Bu maç berabere bitecek.” Ama işte tam o anda, büyük kaptan sahneye çıktı. Mahmut Tekdemir, “Durun” dedi.
“Biz bu ligin sıradan takımı değiliz. Biz Play-Off’un en büyük adaylarından biriyiz.” dedi. Sazı eline aldı, oyuna ağırlığını koydu. Tüm takıma, tüm şehre, Ankara’ya ışık saçtı. Liderliğini gösterdi. Ve Ankaragücü, o karakter anında zaten maçı kazanmıştı Sonuç olarakta 3-2 kazanmasını bildi. Haneye bir 3 puan daha yazıldı.
Play-Off potasıyla aramızda artık sadece 4 puan var. Bu farkın ilerleyen haftalarda kapanacağına dair en ufak bir şüphem yok. Maçın kazanan tarafı Ankaragücü olsa da, görmezden gelinemeyecek bazı gerçekler var. Özellikle sakatlık ve cezadan dönen oyuncuların formsuzluğu ciddi şekilde göze çarpıyor. Yusuf Emre Gültekin, fazla kilolarıyla dikkat çekti. Koşmayı geçtim, yürümekte bile zorlandığı anlar oldu. Diego da benzer şekilde; kilosu sahaya yansıyor. Bu oyuncuların form tutması şart, başka yolu yok.
Cezadan dönen Miraç ve Mervan’a gelince… İyi niyetlerinden şüphe yok ama kafaları maçta değil. Savruk, kopuk bir oyun sergiliyorlar. Bu da takıma zarar veriyor. Recep Hoca onlara sahada yeterince süre veriyor, ancak şu ana kadar bunun karşılığını alabildiğimizi söylemek zor. Yine de potansiyellerine inanıyorum. Artık hocaya da, taraftara da bir şeyler göstermeleri gerekiyor.
Bir önceki yazımda söylemiştim: Bu maçta futbolcuların İlhami Başkan’a bir borcu var diye… O borç ödendi. Her şeyini Ankaragücü için feda eden bir başkana, böyle bir galibiyet yakışırdı. Ve o hediye verildi. Belki de uzun yıllar sonra ilk kez; yönetim, taraftar, teknik heyet, futbolcular… Hatta siyaset ve basın bile aynı çizgide, aynı hedefte buluşmuş durumda. Bu birliktelik, geleceğe dair umut aşılıyor.
Bu yolun sonu belli.
Bu yolun sonu 1. Lig.
Şimdiden bayrakları asalım.