Günlerden pazar… Güzel bir yaz akşamı. Ankaragücü sezonun ilk maçına çıkıyor. İnsan ister istemez heyecanlanıyor. “Bu akşam şöyle 4-5 gollü, keyifli bir başlangıç izleriz” diye geçiriyorum içimden.

Ama unuttuğum bir şey vardı:

Ankaragücü, insanı keyiflendirirken bile hüzne boğmayı başarıyor.

Sezonun ilk maçında, Ankara derbisinde Ankara Demirspor’a 1-0 mağlup olduk. Gecenin teselli edilebilecek tek tarafı varsa, o da üç puanın başka bir Ankara takımına gitmiş olmasıdır.

Fakat mesele yalnızca skor değil. Hatta bugün konuşmamız gereken son şey belki de skor.

30 Dakikada Tükenen Bir Takım Olabilir mi?

Maçın taktik tarafına geçmeden önce birilerinin şu soruya cevap vermesi gerekiyor:

Bir takım daha 30. dakikada fiziksel olarak nasıl bu kadar düşebilir?

Sezon öncesinde yönetim üzerine düşeni yapmış. Başkan oyunculara zam yapmış. Recep Hoca ile sözleşme yenilenerek güven tazelenmiş. Bununla da kalınmamış; 2. Lig seviyesinde pek çok kulübün sahip olmadığı şartlar oluşturulmuş, yurt dışı kampı ayarlanmış.Takım başarılı olsun diye istenilen imkânlar sağlanmış.

Peki karşılığı?

Kocaman bir sıfır.

Sahada ne fiziksel üstünlük vardı, ne organize oyun, ne de “Biz bu sezon şampiyonluğa oynayacağız” dedirtecek bir görüntü.

Görkem Olmasa Fatura Çok Daha Ağırdı

Skor tabelasında 1-0 yazması kimseyi yanıltmasın.

Görkem olmasaydı bugün 3-4 farklı bir mağlubiyeti konuşuyor olabilirdik.

Daha vahimi, Ankaragücü'nün ilk ciddi organize hücumlarından birinin 89. dakikada, sakatlıktan sonra oyuna alınan Batuhan Gürsoy üzerinden gelmesi. Ankaragücü gibi hedefini şampiyonluk olarak belirleyen bir takımın kendi taraftarına 89 dakika boyunca organize bir hücum izlettirememesi kabul edilebilir değil.

Recep Hoca İçin Tokat Gibi Bir Uyarı

Bu maç belki de sezonun başında yaşanabilecek en faydalı kötü sonuçlardan biri olabilir. Ama tek şartla:

Ders çıkarılırsa.

Recep Hoca'nın hem kendisi hem de oyuncuları adına bu karşılaşmadan çıkaracağı onlarca ders var. İlk 11'i hak etmeyen isimlere dayalı bir düzen varsa bunun değişmesi gerekiyor. Formayı isimler değil, performans belirlemeli. Çünkü bu oyun birkaç hafta daha devam ederse bugün tribünlerde mırıldanma halinde duyulan “istifa” sesleri çok kısa sürede yükselmeye başlar.

Peki taraftar haksız mı?

Değil.

Çünkü taraftar skordan önce oyun görmek istiyor.

Sorun Bir Değil ki…

Bir takım 30 dakikada koşamaz hale geliyorsa sorun vardır.

90 dakika boyunca doğru düzgün organize hücum yapamıyorsa sorun vardır.

38 yaşındaki Mahmut 90 dakika sahada kalmak zorunda kalıyorsa sorun vardır.

Mervan olmadığında üçüncü bölgeye gitmekte zorlanıyorsanız sorun vardır.

20'ye yakın orta açıp bunların neredeyse hiçbirini kendi oyuncunuzla buluşturamıyorsanız sorun vardır.

Ama hepsinden önemlisi…

Bir takımın hücum planı “doldur-boşalt, belki bir şey olur” seviyesine gelmişse çok daha büyük bir sorun vardır.

Çünkü bunun adı taktik değildir.

Şimdi Şapkayı Önümüze Koyma Zamanı

İlk hafta.Elbette tek maçla sezon bitmez. Tek mağlubiyetle teknik direktör de oyuncular da silinmez. Bu yüzden daha ilk haftadan ağır hükümler vermek istemiyorum. Ama bazı işaretleri görmek için de on hafta beklemeye gerek yok. Başkanın söylediği gibi bu takımın hedefi şampiyonluksa, Ankaragücü sahaya çıktığında bunu rakibine hissettirecek.

Geçen sezon olduğu gibi bir gol bulup üzerine yatmaya çalışan bir takım değil; ikiyi, üçü, dördü arayan bir takım izleyeceğiz.Bam bam oynayacak.

Çünkü Ankaragücü taraftarını tribüne getirecek şey yalnızca arma sevgisi değildir. Umuttur. Heyecandır. Mücadeledir. Sahada ne yaptığını bilen bir takım görmektir. Bu oyun devam ederse tribünlerin dolmasını beklemek hayalcilik olur. Bugün herkes üzüldü. Herkes kahroldu. Herkes sezonun ilk akşamında kurduğu güzel hayallerden biraz olsun uzaklaştı.

Ama futbolun güzel tarafı şu: Bir hafta sonra yeniden sahaya çıkacaksınız. Bu mağlubiyeti bir yol kazası olarak kabul edebiliriz. Fakat yol kazasının bahanesi olmaz; telafisi olur.

Şimdi sıra sizde.

Haftaya çıkın, Ankaragücü gibi oynayın ve bugün yıktığınız o taraftarı yeniden ayağa kaldırın. Çünkü bu arma şampiyonluk diyorsa, sahadaki futbol da şampiyonluk diye bağırmak zorunda.