Momentum bozuldu mu, ne yapsan nafile derler…Ankaragücü’nün 12 Bingölspor karşısında yaşadığı 1-0’lık mağlubiyetin ardından benim aklımda kalan cümle tam olarak bu oldu. Ankaragücü’nde iki hafta sonunda tablo gerçekten çok ağır: 0 puan, 0 gol… Şampiyonluk parolasıyla çıkılan yolda artık kaybedilecek zamanımız yok. Yönetim ve Teknik Kadro bir şekilde bu gidişata müdahale etmesi gerekiyor.

Öncelikle Yalova Atatürk Stadı’ndan başlayalım. Futbol oynamaktan ziyade küçük ve büyükbaş hayvanların otlayacağı bir alanı andıran zeminde profesyonel lig maçı oynatılması gerçekten düşündürücü. TFF’nin özellikle alt liglerde mücadele eden kulüplere bakışını yeniden gözden geçirmesi gerekiyor. Ankaragücü gibi büyük bir camianın da, diğer köklü şehir takımlarının da böylesine kötü şartlarda futbol oynamaya mecbur bırakılması kabul edilebilir değil.

Yılmaz Bilgen abimle sabahın erken saatlerinde büyük bir heyecanla düştük Yalova yollarına. Geçen haftaki mağlubiyetin ardından birçok futbolcuyla yaptığımız görüşmelerde bize verilen mesaj aynıydı: “Bu hafta telafi edeceğiz.” Biz de inanmıştık. Açıkçası beklentimiz, sahada istekli, rakibini boğan ve maçı erkenden koparmaya çalışan bir Ankaragücü görmekti. “Bam bam oynar, farklı kazanır, Ankara’ya mutlu döneriz” düşüncesiyle gittik.

Maç saatini beklerken stadın çevresinde Ankaragücü taraftarlarıyla karşılaştık. Ayaküstü sohbet ettiğimiz taraftarların neredeyse tamamında galibiyete dair büyük bir inanç vardı. Taraftar inanmıştı. Biz inanmıştık. Ama sahaya baktığımızda aynı inancı teknik ekipte ve bazı futbolcularda görebildiğimizi söylemek çok zor.

Maça geçmeden önce, karşılaşmaya alınmayan Ankaragücü taraftarlarıyla ilgili gördüklerimizi de aktarmak istiyorum. Bizim bulunduğumuz ortamda edindiğimiz bilgiye göre Bingöl FK tarafı, deplasman tribününe 100 kişinin üzerinde taraftar alınmaması konusunda ısrarcıydı. Bu nedenle yaşananların tamamını Ankaragücü Başkanı’nın üzerine yıkmanın doğru olmadığını düşünüyorum. Başkanın yanımızda ilgili makamlarla iletişim kurmaya çalıştığına şahit olduk. Ancak sonuç değişmedi. Burada mağdur olan yine Ankaragücü taraftarıydı. Kilometrelerce yol gidip takımını desteklemek isteyen insanların kapıda kalması futbol adına üzücü bir görüntüydü.

Gelelim maça…Ne yazayım ki?

Evet, Ankaragücü çok sayıda gol pozisyonuna girdi. Evet, bir önceki karşılaşmaya göre daha iyi bir görüntü vardı. Ancak sadece pozisyon sayısına bakıp “Ankaragücü çok iyi oynadı, şanssız kaybetti” demek bana göre gerçeği tam olarak anlatmaz. Çünkü 12 Bingölspor, geçtiğimiz hafta karşılaştığımız Ankara Demirspor’dan çok daha etkisiz bir görüntü verdi. Buna rağmen Ankaragücü’nün oyununda yine ağırlık, aksaklık ve üretkenlik problemi vardı.

Özellikle Batuhan oyuna girene kadar rakibi bunaltan, oyunu tamamen karşı sahaya yıkan bir Ankaragücü göremedik. Batuhan’ın oyuna dahil olmasıyla birlikte baskı arttı, takım Bingölspor’u kendi sahasına hapsetmeye başladı ve penaltı da bu baskının sonucunda geldi.

İşte tam burada başka bir soru ortaya çıkıyor. Bu takımda İsmail Çokçalış Dışında Penaltıcı Yok mu?

Geçtiğimiz sezondan aklımda kalan bir penaltı var. İsmail kullanmış ve kaçırmıştı. Yalova’da benzer bir tabloyu tekrar yaşadık.İsmail Çokçalış topun başına geçtiğinde tribünde yanımızdaki insanlarla daha vuruş yapılmadan aynı şeyi söyledik:

“Kaçıracak…”

Maalesef kaçırdı. Buradan Recep hocaya sormak gerekiyor: Bu takımda İsmail Çokçalış dışında penaltı kullanabilecek başka bir futbolcu yok mu? Mesele yalnızca bir penaltının kaçması da değil. Beni asıl düşündüren, tribündeki insanların daha futbolcu topa vurmadan gole inanmayı bırakmış olması. Çünkü sanki o inanç takımın içinde de kaybolmuş durumda.

Recep hocanın Ankaragücü’nde yakaladığı momentumun ciddi şekilde zarar gördüğünü düşünüyorum. Dışarıdan baktığımda teknik heyet ile futbolcular arasındaki bağın eskisi kadar güçlü olmadığı izlenimini alıyorum. Bunun gerçek boyutunu elbette kulübün içinde bulunanlar bilir. Ancak sahadaki görüntü bize bir şeylerin yolunda gitmediğini açık şekilde gösteriyor. Bu tablonun sezon sonuna kadar böyle devam etmesi neredeyse imkânsız.

Bu takıma bir şok lazım.

Başkan bunu teknik anlamda bir değişiklikle mi yapar, bazı oyuncularla ilgili radikal kararlar alarak mı yapar, başka bir yöntem mi bulur bilemem. Ama bildiğim bir şey var: Bir şey yapılması gerekiyor. Hem de vakit kaybetmeden.

İki hafta…0 puan. 0 gol.

Bu, Ankaragücü için kötü değil, felaket bir başlangıçtır. Sezona “şampiyonluk” parolasıyla başlayan bir camiada daha ikinci haftadan hedeflerin sorgulanmaya başlanması başlı başına alarmdır. Bugün şampiyonluk hedefini konuşurken play-off hesabına gerilersek, yarın birkaç kötü sonuç daha geldiğinde bambaşka şeyleri konuşmaya başlayabiliriz. Buna izin verilmemeli.

Bir parantez de Başkan İlhami Alparslan’a açmak gerekiyor. Başkan gerçekten ateşten bir gömlek giydi. Bir taraftan dağ gibi borçlarla mücadele ediyor, bir taraftan Ankaragücü’nün yeni cezalar almaması için uğraşıyor, diğer taraftan sportif başarının baskısını omuzlarında taşıyor. Kolay bir görev değil. Allah yardımcısı olsun.

Ancak futbolun gerçeği de acımasızdır. Mali sorunları çözmeye çalışırken saha sonuçlarını tamamen ikinci plana atamazsınız. Çünkü Ankaragücü’nü yeniden ayağa kaldırmanın yolu ekonomik mücadele kadar sportif başarıdan da geçiyor.

Bu nedenle başkan ve yönetimin, sahadaki tehlikeyi erkenden görüp gereken müdahaleyi yapması gerektiğine inanıyorum.

Son olarak Ankara’nın iş insanlarına da buradan seslenmek istiyorum. Bu kulüp Ankara’nın en büyük değerlerinden biri. Ankaragücü’nün yükünü yalnızca birkaç kişinin omuzlarına bırakmayın. Başkana destek olun. Bu kulübün önündeki ekonomik engellerin ve transfer sorunlarının çözülmesine katkı sağlayın. Ankaragücü’nün hedeflerine uygun, mücadele eden ve formasının ağırlığını bilen bir kadroya kavuşabilmesi için siz de elinizi taşın altına koyun.

Çünkü Ankaragücü yalnızca bir futbol takımı değildir.

Bir şehrin hafızasıdır.
Bir şehrin sesidir.
Bir şehrin ortak değeridir.

İki mağlubiyetle hiçbir şey bitmez. Ama yanlış giden şeylere zamanında müdahale edilmezse, iki maçlık sorun büyüyerek çok daha ağır bir faturaya dönüşebilir. Bu nedenle bugün yapılması gereken belli:

Hataları görün. Gereken kararı alın. Takımı bu çukurdan çıkarın.

Çünkü bu taraftar şampiyonluk sözüne inandı. Şimdi sıra, o inancın karşılığını sahada vermekte…

Saygılarımla.