Ankara’da yaz artık sona eriyor. Sonbaharın serinliği yavaş yavaş kendini hissettirmeye başladı. Sonbaharı ayrı, kışı ayrı güzeldir benim Ankara’mın. Ama ne yazık ki Ankaragücüm için daha sonbahara girmeden kış başlamış gibi…
Sezona şampiyonluk parolasıyla çıktık. Beklentimiz, bu büyük camiayı hak ettiği yere yeniden taşımaktı. Fakat daha ilk haftalarda geldiğimiz noktada, şampiyonluk hesaplarından çok “Aman küme düşme korkusu yaşamayalım” demeye başladık.
Bu hafta Serikspor karşısında üç puanı çok istedik. Yönetimiyle, hocasıyla, tribündeki az ama öz taraftarıyla… Hatta sahada beklentilerin altında kalan oyuncularıyla bile Ankaragücü kazanmak istedi.
Ama yine maçın önüne futbol değil, hakem kararları geçti.
O YUMRUĞUN FATURASI DAHA NE KADAR KESİLECEK?
Ankaragücü camiasının artık yüksek sesle sorduğu bir soru var:
Hakemlerin Ankaragücü ile derdi ne ?
Bir yumruğun faturası hâlâ Ankaragücü’ne mi kesiliyor?
Süper Lig’de yaşanan o meşhur yumruk olayının ardından sanki Ankaragücü ile hakem camiası arasında kapanmayan bir defter açıldı. O olayın faili olan başkan gitti. Üzerinden zaman geçti, yönetimler değişti, Ankaragücü ligler düştü…

Ama camiada oluşan “Ankaragücü’ne karşı farklı bir hakem standardı uygulanıyor” düşüncesi bir türlü ortadan kalkmadı. Elbette bunu somut kanıt olmadan “organize bir savaş” olarak ortaya koymak doğru olmaz. Ancak aynı veya benzer pozisyonlarda farklı kararlar verildiğini düşünen Ankaragücü taraftarının tepkisini de görmezden gelmek mümkün değil. Takım 2. Lig’e kadar düştü. Daha ne olacak?
BU ARTIK BİR MAÇLIK MESELE DEĞİL
Geçtiğimiz dönemlerde Başkan İlhami Alparslan da hakem kararları konusunda ciddi tepkiler göstermiş, TFF nezdinde girişimlerde bulunmuştu. Birkaç hafta daha az tartışılan yönetimler gördük, ardından benzer şikâyetler yeniden başladı. Bu sezon da henüz yolun başında olmamıza rağmen Ankaragücü cephesinde hakem yönetimleri yine gündemin merkezinde. Serikspor karşılaşmasında da Ankaragücü tarafının üç puana doğrudan etki ettiğini düşündüğü kararlar vardı. Pozisyonları tek tek anlatmayacağım. Çünkü artık mesele tek bir faul, tek bir kart veya tek bir düdük olmaktan çıktı.
Mesele güven.
Bir camia sahaya çıktığında hakemin formasına değil, sadece kendi takımının formasına bakmak istiyor. Kazanırsa kendi emeğiyle, kaybederse kendi hatalarıyla kaybettiğini bilmek istiyor. Futbolun adaleti tam olarak budur.
TAKIM DA ELEŞTİRİDEN MUAF DEĞİL
Bütün faturayı hakemlere kesip Ankaragücü’nün sahadaki eksiklerini görmezden gelmek de doğru olmaz. Takım, önceki haftalara göre daha iyi sinyaller verdi. Fakat hâlâ Ankaragücü’nün hedefleri düşünüldüğünde olması gereken seviyenin oldukça gerisinde. Oyun gelişmeli, üretkenlik artmalı ve takımın sahadaki ağırlığı çok daha fazla hissedilmeli. Şampiyonluk hedefiyle yola çıkan bir takım, hakem kararlarından bağımsız olarak rakibini sahada daha fazla zorlamak zorunda.
Fakat bu hafta futbolu konuşmamız gerekirken yine düdükleri konuşuyoruz. İşte asıl problem de burada.
MHK’YE ÇAĞRI: ADALET İSTİYORUZ
Hakemlik zor meslektir. Hata olacaktır. Hiçbir hakemden kusursuz bir maç yönetmesini beklemek gerçekçi değildir. Ancak hataların sürekli aynı takımın aleyhine olduğu algısı oluşuyorsa, MHK’nin bunu ciddiye alması gerekir. Maç bittikten sonra “Hatalı karar verilmiş” demek kaybedilen puanı geri getirmiyor. O puanlar sezon sonunda bir takımın şampiyonluğunu, play-off şansını, hatta hangi ligde mücadele edeceğini belirleyebiliyor.
Ankaragücü ayrıcalık istemiyor.
Ankaragücü hakkını istiyor.
Ne lehine özel düdük, ne de aleyhine farklı standart…
Sadece sahadaki herkese uygulanan kuralın Ankaragücü’ne de aynı şekilde uygulanmasını istiyor.
Çünkü kimse sahipsiz değildir.
Ankaragücü hiç değildir.
Ankara’da sonbahar geliyor. Umarım Ankaragücü için daha şimdiden başlayan bu kış uzun sürmez. Ama önce futbolun üzerindeki bu hakem tartışmalarının sona ermesi gerekiyor.
MHK’ye düşen görev çok açık: Güveni yeniden sağlayın, hakemlerinizi iyi hazırlayın ve sahada sadece adalet konuşsun.
Çünkü Ankaragücü camiasının artık söyleyecek tek bir sözü kaldı:
YETER!