Ankaragücü yine bizi şaşırtmadı! Daha doğrusu, artık şaşırmayı bile unuttuk. Eryaman’da karşımızda teknik direktörü olmadan sahaya çıkan bir 1461 Trabzon FK vardı. Diğer tarafta ise iki yıldır belirli bir oyun düzenini oturtması, takım kimliğini oluşturması ve hedeflerine emin adımlarla ilerlemesi gereken bir Ankaragücü…

Peki, sahada ne gördük?

İki farklı öne geçtiğimiz bir maçta galibiyeti koruyamadık. Mervan Yusuf Yiğit’in golleriyle umutlandık ama yine aynı senaryo, yine aynı hayal kırıklığı! 1461 Trabzon FK karşısında 2-0’lık üstünlüğü koruyamayan Ankaragücü, sahadan 2-2’lik beraberlikle ayrıldı.

Maçın genel görüntüsüne baktığımda, formaları değiştirsek skorun 5-6 olabileceğini düşündüm. Çünkü sahada futbol adına gördüğümüz manzara, Ankaragücü’nün büyüklüğüyle ve taraftarının beklentisiyle örtüşmüyordu.

Hava güzeldi. Tribünlerde Ankaragücü sevdalıları vardı. Sarı-lacivertli armaya gönül verenler, yine takımının yanında durdu. Kimi umudunu kaybetmedi, kimi öfkesini içine attı, kimi de artık sabrının sonuna geldiğini haykırdı.

Şimdi soruyorum: Takım, kendisine gösterilen bu sevgiye sahada karşılık verebildi mi?

Bence hayır!

Tribündeki taraftar, takımından mucize istemiyor. Mücadele istiyor, disiplin istiyor, formasının hakkını veren bir futbol istiyor. Kaybedilen maçlar elbette futbolun içinde var. Ancak taraftarın asıl tahammül edemediği şey, sahada ne yaptığını bilmeyen ve mücadele gücü giderek düşen bir takım görüntüsü.

Ankaragücü’nün sorunu yalnızca iki puan kaybetmek değil. Asıl sorun, sahadaki geriye gidişin devam etmesi.

1461 Trabzon FK maçında Mervan Yusuf Yiğit’i, Atakan Güner’i, Osman Çelik’i ve yaptığı kurtarışlarla takımını bir yere kadar ayakta tutan kaleci Görkem Cihan’ı ayrı bir yere koyuyorum. Peki, koca Ankaragücü kadrosundan yalnızca birkaç oyuncuyu öne çıkarabiliyorsak geriye kalanlar nerede?

Bu sorunun cevabını sahada aramak zorundayız.

Takımdaşlık duygusu zayıflamış gibi görünüyor. Her oyuncunun kendi oyununa odaklandığı, takım bütünlüğünün ise kaybolduğu bir görüntü var. Sahada yaşanan tartışmalar ve tribünlere kadar yansıyan huzursuzluk, ister istemez şu soruyu akıllara getiriyor:

Ankaragücü soyunma odasında neler oluyor?

Elbette oyuncuların niyetleri hakkında kesin hüküm veremeyiz. Kimsenin hocasını veya yönetimini bilerek başarısızlığa sürüklediğini kanıtsız biçimde söyleyemeyiz. Ancak ortaya çıkan futbolun sorgulanması gerektiği de ortada. Çünkü Ankaragücü formasını giymek, yalnızca sahaya çıkıp 90 dakika tamamlamak değildir. O forma, mücadele etmeyi, sorumluluk almayı ve takım arkadaşın için savaşmayı gerektirir.

Recep Karatepe Hocam İyi Bir İnsan Mükemel bir karektere sahip, Ama Teknik Direktörlük Başka Bir İş!

Recep Karatepe için kişisel bir sözüm yok. Kendisine insan olarak saygı duyuyorum. Ancak teknik direktörlük başka, insan ilişkileri başka bir iştir. Bir takımın başında olmak yalnızca oyuncularla iyi anlaşmak değildir. Liderlik etmek, disiplini sağlamak, oyunculara sorumluluk yüklemek ve sahaya bir oyun kimliği yerleştirmek zorundasınız. Artık masaya yumruk vurmak zorundasınız. İyi niyetle bu oyuncu grubu yönetilemez. Hele futbol jargonunda papaz diye nitelendirdiğimiz oyuncular bu yumuşak davranışlarla yönetilemez.

Ben Ankaragücü’nün ne oynamak istediğini bir türlü anlayamıyorum. Takımın belirgin bir oyun planı var mı? Oyuncular sahaya hangi taktikle çıkıyor? Top rakipteyken ne yapıyoruz, top bizdeyken nasıl hücum ediyoruz? Sahadaki görüntü zaman zaman halı sahayı andırıyor. Herkes her yerde, herkes kendi bildiğini oynuyor gibi…Bu görüntünün sorumluluğu elbette yalnızca teknik direktöre yüklenemez. Yönetimden futbolcuya, teknik ekipten sağlık ekibine kadar herkes kendi görevini sorgulamalı. Ancak takımın lideri olarak Recep Karatepe’nin de bu gidişata çözüm üretmesi gerekiyor.

Koşan Ankaragücü Nereye Gitti?

Sezonun en dikkat çekici sorunlarından biri fiziksel düşüş. Mücadele gücü, tempo ve maçın son bölümündeki direnç ciddi biçimde sorgulanmalı. Ankaragücü, 90 dakikayı aynı enerjiyle oynayabilen bir takım görüntüsü vermiyor. Dakikalar ilerledikçe düşen tempo, orta sahada kaybolan direnç ve rakibe verilen alanlar dikkat çekiyor.

Bunun nedeni ne?

Sezon öncesi hazırlıklar mı yetersizdi? Kondisyon çalışmaları mı yanlış planlandı? Sakatlıklar ve eksikler mi takımı bu noktaya getirdi? Yoksa oyuncuların bireysel performansları mı beklenen seviyenin altında? Bunların cevabını teknik ekip ve sağlık ekibi vermeli. Çünkü bu kadar çok soru işaretinin olduğu bir ortamda, yalnızca sonuçlara bakarak ilerlemek mümkün değil.

Geçen haftaki Fethiyespor karşılaşmasında da bu haftaki 1461 Trabzon FK maçında da gördüğümüz bazı sorunlar değişmedi. Özellikle Yusuf Emre Gültekin’in ilk 11’deki yeri ve takımın genel performansı üzerine ciddi soru işaretlerim var.

İlk 11 açıklandığında kendi kendime, “Bu kadro neden böyle?” diye sordum.

Burada mesele bir oyuncuyu hedef göstermek değil. Mesele, performansı yeterli olmayan oyuncuların neden ısrarla tercih edildiğinin açıklanması. Futbolda forma kimsenin tapulu malı değildir. Oynayan da dinlenmesi gereken de sahadaki performansına göre değerlendirilmelidir.

Sakatlıklar konusunda da benzer bir tablo var. Bu kadar çok eksik yaşanmasının nedenleri araştırılmalı. Oyuncuların profesyonel yaşam alışkanlıkları, antrenman programları ve sağlık süreçleri dikkatle incelenmeli. Ancak somut bilgi olmadan sorumluluğu doğrudan oyunculara ya da sağlık ekibine yüklemek doğru olmaz. Önemli olan suçlu aramak değil, sorunun kaynağını bulup çözüm üretmek.

Tribünlerde istifa seslerinin yükselmeye başlaması anlaşılabilir bir durum. Taraftar üzgün, öfkeli ve geleceğe dair endişeli. Ancak yönetim istifa söylemlerine ilişkin benim yaklaşımım farklı. Mevcut yönetimi yalnızca bu sonuçlar üzerinden istifaya çağırmayı doğru bulmuyorum. Yönetimin de önünde çözmesi gereken ciddi sorunlar olabilir. Öncelikle futbol takımındaki aksaklıkların giderilmesine odaklanılması gerektiğini düşünüyorum. Benim derdim koltuklar değil, Ankaragücü’nün geleceği.

Başkanım ve hocam; artık bazı kararları alma zamanı geldi. Takımda kim formanın hakkını veriyor, kim vermiyor? Kim mücadele ediyor, kim etmiyor? Kim bu projenin parçası olmak istiyor, kim geride kalıyor?

Bu soruların cevabı gecikmeden verilmek zorunda. Neşter Vurma Zamanı Geldi! Başkanım, hocam… Artık neşter vurma zamanı!

Formanın ağırlığını taşıyamayan, sahada gereken mücadeleyi gösteremeyen oyuncular varsa bunun karşılığı olmalı. İsimlere, geçmiş başarılarına veya tecrübelerine bakılmadan performans esas alınmalı. Gerekirse gençlere şans verilmeli. Gerekirse kadroda ciddi değişiklikler yapılmalı. Genç oyuncularla sahaya çıkıp kaybetmek bile, ne oynadığı belli olmayan bir takım görüntüsünün sürmesinden daha öğretici olabilir.

Çünkü gençler mücadele eder, öğrenir ve gelişir. Yeter ki onlara fırsat verilsin ve doğru bir sistem içinde sorumluluk yüklensin.

Ankaragücü’nün ihtiyacı olan şey yalnızca yeni bir galibiyet değil; yeniden ayağa kalkacak bir takım ruhu, disiplinli bir oyun ve taraftarına umut verecek bir mücadele.

Bu Sevda Formadan Büyük!

Ankaragücü taraftarı bu takımı yalnızca kazandığı zaman sevmiyor. Yenildiğinde de yanında, zor gününde de tribünde. İşte bu yüzden sahadaki herkesin taşıdığı sorumluluk çok büyük. Futbolcular! Kimse bu armayı taşımak zorunda değil. Ama o formayı giyiyorsanız hakkını vermek zorundasınız.

Benim çağrım açık: Başkan, teknik ekip ve futbolcular artık aynaya bakmalı. Sorunları halının altına süpürmek yerine masaya yatırmalı. Gereken kararlar cesaretle alınmalı.

Ankaragücü’nün kaybedecek zamanı yok.

Bu taraftar daha iyisini hak ediyor. Bu arma daha iyisini hak ediyor. Ve bu takım, sahada ne yaptığını bilen, son düdüğe kadar savaşan bir Ankaragücü olmak zorunda.

Çünkü Ankaragücü yalnızca bir futbol takımı değil, bir sevda. O sevdayı taşıyamayanlarla bu yol yürünmez!