Yüzlerce taraftar yağmura, soğuğa aldırmadan Fethiye deplasmanına giderken sahada ortaya konulan futbol, bu büyük camianın beklentilerinin çok uzağında kaldı. İki maç üst üste kazanıp umutlanan Ankaragücü, bir kez daha hayal kırıklığı yaşattı. Mesele yalnızca iki puan kaybetmek değil; mesele, sahada mücadele ruhunun kaybolması!
Ankara’da hava soğuk, yağmur dinmiyor… Ancak Ankaragücü taraftarının yüreğindeki sevda, bütün bu zorluklara rağmen bir an olsun eksilmiyor. Yüzlerce sarı-lacivertli taraftar, takımını yalnız bırakmamak için Fethiye deplasmanının yolunu tuttu. Kimi yağmura, kimi soğuğa, kimi de uzun yolun yorgunluğuna aldırmadı. Çünkü onların beklentisi çok açıktı: Sahada mücadele eden, armasının ağırlığını bilen ve bu formanın hakkını veren bir takım görmek.
Peki, karşılığında ne buldular?
Skor tabelasında beraberlik yazıyordu ama benim gözümde bu sonuç bir mağlubiyetten farksızdı. Çünkü Ankaragücü yalnızca puan kaybetmedi; taraftarının umutlarını da ağır şekilde sarstı.
Ankaragücü gibi büyük bir camianın sahada bu kadar etkisiz, bu kadar dağınık ve ruhsuz görünmesini kabul etmek mümkün değil!
Rakip belli, tehlike belli… Peki önlem nerede?
Fethiyespor’un içinde bulunduğu durumu, galibiyet hasretini ve yaşadığı sıkıntıları düşününce bu maçın Ankaragücü açısından ne kadar önemli olduğu ortadaydı. Böyle karşılaşmalar, hedefi olan takımların karakterini ortaya koyar. Şampiyonluk parolasıyla yola çıkan bir takım, böylesine kritik bir dönemde sahaya ağırlığını koymak zorundadır.
Ancak karşılaşmanın özellikle ikinci yarısında izlediğimiz Ankaragücü, beklentilerin çok uzağındaydı. Fethiyespor, oyunun kontrolünü büyük ölçüde eline aldı ve adeta tek kale bir mücadele ortaya koydu.
Burak Süleyman ve Enes Şahin, Ankaragücü orta sahasını ve savunmasını ciddi anlamda zorladı. Özellikle Enes Şahin’in etkili oyunu karşısında sarı-lacivertli savunmanın verdiği görüntü, teknik heyetin mutlaka üzerinde durması gereken bir konu.
Buradan Recep hocaya açıkça sormak istiyorum:
Hocam, Fethiyespor’u hiç izlemediniz mi?
Geçtiğimiz sezon İskenderunspor formasıyla da Ankaragücü’ne karşı etkili olan Enes Şahin, yine karşımıza çıktı. Bir oyuncu daha önce sorun yaratmışsa, yeniden karşılaştığınızda ona karşı önlem almak teknik heyetin sorumluluğudur. Aynı tehlikelerin tekrar tekrar yaşanması, insanın aklına ister istemez soru işaretleri getiriyor.
Rakibin araya attığı toplar sürekli tehlike oluşturuyorsa burada yalnızca bireysel hatalardan söz edemeyiz. Savunma kurgusunu, orta saha yerleşimini ve maç öncesi hazırlığı da sorgulamak gerekir.
Mervan yoksa Ankaragücü neden bu kadar düşüyor?
Bir başka önemli konu da Mervan’ın yokluğunda takımın yaşadığı performans düşüşü.
Eğer bir oyuncunun sahada olmamasıyla takımın gücü bu kadar geriliyorsa burada ciddi bir kadro ve oyun planı sorunu var demektir. Ankaragücü’nün bütün yükünü birkaç futbolcunun omuzlarına bırakmak, sezonun geri kalanı için büyük risk taşıyor.
Futbol elbette bireysel performanslarla değişir. Ancak hedefi olan bir takım, bir oyuncunun eksikliğinde bütün oyun düzenini kaybetmemelidir. Teknik direktörün görevi, alternatifleri hazırlamak ve takımın farklı koşullarda da ayakta kalmasını sağlamaktır.
Genç oyunculara şans verme meselesi de tam bu noktada önem kazanıyor. Madem mevcut düzen istenen sonucu vermiyor, neden gençlere fırsat tanınmasın? Sezonun hedefleri tehlikeye girerken, geleceğin takımını oluşturmak için de adımlar atılmalı.
Fatih Arhan’ın mevcut formuyla Yusuf Emre Gültekin’e kıyasla daha iyi bir görüntü verdiğini düşünüyorum. Elbette futbolcuların performansını tek bir maçla değerlendirmek doğru olmaz. Ancak sahadaki mücadele, istek ve form durumu dikkate alınarak forma adaletinin sağlanması gerekiyor.
Daha önce Batuhanlar, Fatihler gibi genç isimlerin fırsat bulduğunda neler yapabildiğini gördük. Bugün de benzer bir cesaret gösterilebilir. Belki hemen sonuç alınmayabilir ama en azından geleceğe yatırım yapılmış olur.
İki galibiyetle her şey düzelmiş sayılmaz!
Ankaragücü üst üste iki maç kazandığında hepimiz umutlanmıştık. “Takım artık yola girdi” diye düşünürken yeniden aynı sorunlarla karşı karşıya kaldık.
Üstelik alınan eksi 3 puan cezasının takımı daha fazla motive etmesi, her maçın önemini artırması gerekiyordu. Böyle bir tabloda sahada daha fazla mücadele, daha fazla sorumluluk ve daha fazla takım ruhu görmeyi beklerdik.
Ancak Fethiye’de gördüğümüz görüntü, bu beklentilerin karşılanmadığını gösterdi.
Takım rakibi küçümsedi mi? Maç mı seçiyor? Yoksa saha içinde çözülmesi gereken daha büyük sorunlar mı var?
Bunların cevabını teknik heyet ve futbolcular vermeli. Çünkü benzer sorunların tekrar etmesi, yaşananların tesadüf olmadığını düşündürüyor.
Kaybetmeyi kabul edebilirim. Futbolda yenilgi vardır. Ancak mücadele etmeden, oyuna ağırlığını koymadan ve taraftarın beklentisini karşılamadan sahadan ayrılmayı kabullenemiyorum.
Ankaragücü formasını giyen herkes, bu camianın büyüklüğünün ve taraftarının fedakârlığının farkında olmalı.
Görkem’in performansı bile başlı başına bir soru işareti!
Fethiyespor karşılaşmasında bana göre takımın öne çıkan isimlerinden biri Görkem’di. Yediği iki golde hataları bulunmasına rağmen maçın genelindeki performansını takımın geri kalanıyla birlikte değerlendirdiğimde, Ankaragücü’nün yaşadığı sıkıntının ne kadar derin olduğu daha net ortaya çıkıyor.
Bir takımın en iyi performans gösteren oyuncusunu konuşurken bile bu kadar fazla soru işaretiyle karşı karşıya kalıyorsak, mesele yalnızca bir futbolcunun hatası değildir.
Burada genel bir oyun sorunu, savunma organizasyonu sorunu ve takımın sahaya yansıttığı enerjiyle ilgili ciddi problemler var.
Hocam, artık neşter vurma vakti gelmedi mi?
Recep hocam, artık bazı kararları sorgulamanın zamanı geldi.
Aynı oyuncularla, aynı anlayışla devam ederek farklı sonuçlar beklemek ne kadar doğru? Sahada karşılığını bulmayan tercihlerde ısrar etmek takıma ne kazandırıyor?
Bazen futbolcuya güvenmek gerekir; bazen de değişiklik yapmak, risk almak ve yeni isimlere fırsat tanımak zorunludur. Teknik direktörlük yalnızca ilk 11’i belirlemek değil, işler kötü gittiğinde doğru müdahaleyi yapabilmektir.
Madem mevcut düzen hedeflenen sonucu vermiyor, gençlere fırsat verin. Sahada mücadele eden, formasını isteyen ve bu şansın değerini bilen futbolcuları görelim. Belki de sezonun kalan bölümünde aradığımız enerjiyi bu isimlerde bulacağız.
Kimse Ankaragücü’nün bütün maçları kazanmasını beklemiyor. Ancak bu takımın sahaya bir kimlik koymasını, rakibine karşı direnmesini ve son düdüğe kadar mücadele etmesini bekliyoruz.
Şampiyonluk hedefiyle çıkılan yolda bugün play-off hesapları yapıyorsak, sezon sonunda yalnızca ligde kalmayı konuşur hâle gelmek istemiyorsak, artık herkes şapkasını önüne koymalı.
Taraftar üzerinden algı oluşturulmasına da izin vermeyelim
Fethiye deplasmanının ardından gündeme gelen bir diğer konu da Ankaragücü taraftarları arasında yaşandığı söylenen kavga ve tartışmalar oldu.
Bize ulaşan bilgilere göre olayın münferit olduğu, BEÇ ve Sağ Kapalı tribünlerinden iki arkadaş arasında yaşandığı ve sonrasında tatlıya bağlandığı ifade edildi. Elbette olayın tüm ayrıntıları netleşmeden kesin hüküm vermek doğru olmaz.
Ancak iki kişi arasında yaşanan bir tartışmanın, bütün Ankaragücü taraftarına mal edilmesi de kabul edilemez. Yıllardır takımının peşinden giden, yağmurda çamurda deplasman yollarına düşen binlerce insanın emeğini ve fedakârlığını birkaç kişinin davranışı üzerinden değerlendiremeyiz.
Ankaragücü taraftarı arasına nifak sokmaya, camiayı birbirine düşürmeye çalışanlara verilecek en güzel cevap; birlik, beraberlik ve dostluk görüntüleridir. Eryaman Stadı’nda verilecek dostane mesajların, bu camianın gerçek karakterini göstermesini diliyorum.
Şimdi sıra 1461 Trabzonspor maçında!
Fethiye deplasmanının ardından Ankara’nın üzerine yine kara bulutlar çöktü. Moralsiz bir hafta bizi bekliyor. Ancak önümüzde yeni bir karşılaşma, yeni bir sınav var: 1461 Trabzonspor maçı.
Bu mücadele, sıradan bir lig maçı olarak görülmemeli. Takımın hem puan hem de moral açısından yeniden ayağa kalkması gerekiyor.
Recep hocam, artık ezberleri bozmanın zamanı geldi. Sahada ne yaptığını bilen, mücadele eden, rakibine alan bırakmayan ve taraftarına umut veren bir Ankaragücü görmek istiyoruz.
Bazen futbol yalnızca taktik tahtasında çözülmez. Bazen cesur kararlar almak, oyunculara sorumluluk yüklemek, gerektiğinde sesini yükseltmek ve takımın kendine gelmesini sağlamak gerekir. Elbette bağırıp çağırmak tek başına çözüm değildir; önemli olan doğru zamanda doğru müdahaleyi yapabilmektir.
Yönetimin, kulübün içinde bulunduğu şartlarda elinden geleni yapmaya çalıştığını görüyoruz. Ancak sahadaki sorumluluk da teknik heyetin ve futbolcuların omuzlarında. Bu camiaya gönül veren yüz binlerce insanın beklentisini artık daha fazla ertelemeyin.
Ankaragücü taraftarı sabırlıdır ama sabrın da bir sınırı vardır. Bu arma, bu şehir ve bu büyük camia çok daha iyisini hak ediyor.
Artık şapkamızı önümüze koyma vakti geldi. Ankaragücü’nün kaybedecek zamanı yok!
Bu konuları ve Fethiye deplasmanında yaşananları bu akşam Skor Time programında tüm ayrıntılarıyla masaya yatıracağız.
Ankaragücü’nün sorunlarını, teknik heyetin tercihlerini ve 1461 Trabzonspor maçı öncesinde yapılması gerekenleri konuşacağız.
Herkesi Skor Time’a bekliyoruz.